BİLGİ
Bilgi; algılama, işleme, değerlendirme, muhakeme sonucu zihinde üretilen, insanın dış dünyaya ilişkin algısını değiştiren veya bir bilinmeyeni açıklayan anlam parçası( veya kümesi ) olarak tanımlanabilir.
İnsanın bilgi üretmesi dış dünyadan gözlem, deney,okuma veya dinleme yoluyla veriler toplaması ve bu verileri zihinde kodlayarak malumat sahibi olması ile başlar.Ancak dış dünyadan insana ulaşan verilerin sadece zihinde depolanması bilgi değil, malumattır. İnsanın çeşitli kanallarla topladığı malumatın bilgi olabilmesi için o insana özgü bir biçime girmesi gerekmektedir.
Bundan dolayı kendisine ulaşan bu hammaddeyi işleyebildiğinde; kendince anlamlandırıp düşünce sisteminin bir parçası haline getirebildiğinde bilgi üretmiş olur.Bu şekliyle bilgi üretme, insanın duyu organları vasıtası ile kendisine ulaşan verileri kendi zihin süzgecinden geçirip kendisine özgü bir anlam yüklemesi demektir
BİLGİ TÜRLERİ
Buraya kadar bahsettiklerimizden günlük hayatta bilgi diye kabul ettiğimiz bir çok şeyin aslında “bilgi” olmadığını çıkarabiliriz.Helvanın nasıl yapıldığını bir tatlı kitabından okuyarak “bilgi” edinen bir kişi ile helvanın yapılışını gören bir kişinin bilgisi farklıdır. Helvayı bizzat yapan kişinin bilgisi daha da farklıdır. Bu duruma sadece biri teori, diğeri de uygulama diyemeyiz.
Bilginin dört türü vardır
Veri (data)
Enformasyon ( information )
Bilgi ( knowledge)
Hikmet (visdom )
Ne veri ne de enformasyon, kişinin bilgisi değildir.Bunlar başkalarının ürettikleri bilgilerdir. Kişinin kendi süzgecinden geçip kendine özgü bir biçim almadıkça bunlar sadece veridir, enformasyondur. Malumat dediğimiz bunlardır. Daha çok veri veya daha çok enformasyon, kişiyi bilgili yapmaz. Böyle bir durum, eğer kendi bilgisini üretmesine yaramıyorsa “enformatik cehalet” veya “malumatfuruşluk” olarak tanımlanabilir.
REFERANS NOKTALARI
İnsanın dış dünyayı algılaması belirli kabullenmeler arcılığı ile olur. Bu kabullenmelerin temelinde inanç, değer, yaşam biçimi, genetik özellikler, kültür ve ön bilgiler gelir.Bunlar bizim referans noktalarımızı oluşturur. Bizim duyduklarımız öğrendiklerimiz bu süzgeçlerden geçerek bir anlam kazanır. Bundan dolayı aynı filmi izleyen insanlar aynı sonucu çıkarmazlar.Derste tuttuğunuz notları, arkadaşınızınkilerle karşılaştırın. Ne kadar farklı notlar tutulduğuna inanamayacaksınız.Herkesin referans noktası farklı
Sınıfa gelen öğrenci belli referans noktaları ile gelir. Bu açıdan ilkokul birici sınıf öğrencisi ile üniversite öğrencisi arasında fark yoktur. Ancak üniversite öğrencisi daha fazla referans noktası ile, ilkokul öğrencisi daha az referans noktası ile sınıfa girmektedir.
Bu nedenle sınıfta karşımızda duran öğrencileri “boş levhalar” veya “içi doldurulacak küpler” gibi göremeyiz. O yaşa kadar çocuklar bir takım değerler edinmekte, doğru – yanlış, değerliyi, değersizi ayırt edeceği, eskilerin değimiyle mihenk taşları edinmektedir.
Sınıftaki öğretmenin öğrencinin bilgi üretmesine yol açabilmesi için öğrencinin sahip olduğu referans noktalarını dikkate alması gerekmektedir.Öğretmen, aktardığı bilgilerin değerlendirmeye tabi tutulacağı referans noktalarını bilmeden öğrencinin zihnini işleyemez.
Aktardığı bilginin hangi süzgeçten geçerek hangi şekli alacağını bilmeyen öğretmen, öğrencinin ürettiği bilgi üzerinde hiçbir yönlendirici güce sahip değildir.Referans noktalarını öğrenmenin en kolay yolu öğrencilerin düşüncelerini öğrenmektir. Öğrencilerin ne düşündüğünü bildiğinizde onların düşüncelerine referans olan noktaları yakalayabilirsiniz.
BİLGİNİN DOĞASINA İLİŞKİN KABULLENMELER
Bilgi; kesin ve değişmeyen bir değermi, yoksa bireye göre anlam kazanan geçici bir birikim midir ?
Dersler; geniş fakat yüzeysel bilgiler yüklemeyi mi, yoksa konuları ve olayları derinliğine anlamayı, eleştirel düşünmeyi mi öğretmeli ?
Okullar; öğrencileri gelecekte kullanacakları bilgi ile mi doldurmalı, yoksa bilgiyi kullanmayı, yeni bilgi üretmeyi mi öğretmeli ?
Bilgilenme; bilimsel bilginin öğretmen tarafından öğrenciye aktarılması ile mi, yoksa bilimsel bilginin ışığı altında öğrenci öğretmenin etkileşimi ile mi gerçekleşir ?
Eğitim; sözel ve sayısal zeka olmak üzere iki yönlü zihinsel gelişmeyi mi, yoksa sosyal, duygusal ve benlik zekalarını içeren çok yönlü zihinsel gelişmeyi mi hedeflemelidir ?
AYAKLI KÜTÜPHANE Mİ ? DÜŞÜNEN BEYİN Mİ ?
Bilginin sabit, kesin ve öğrencinin dışında olduğu; sözel ve sayısal zekayı geliştirerek gençleri gelecek hayat için ayaklı kütüphaneler olarak yetiştirmek şeklinde özetlenebilecek geleneksel yaklaşım içerisinde ise eğitimde yeniden yapılanma gibi çabalar boşa gidecektir.
Eğer bilginin geçici olduğu, ansiklopedik bilgiden çok olayları derinliğine kavrama, eleştirel düşünme yetenekleri ile öğrenmeyi öğrenmenin vurgulandığı; öğrenmede öğrenci- öğretmen etkileşimine önem verildiği ve çok yönlü zihinsel gelişimin hedeflendiği çağdaş eğitim anlayışı,eğitim sistemini iyileştirme çalışmalarında egemen olursa, sistem yeniden yapılandırılabilecektir.Böyle bir yaklaşım öğretimin özüne ilişkin yeniden yapılanmanın esaslarını ortaya koyacak ve öğrencilere potansiyellerini maksimum düzeyde geliştirebilme olanağı sunabilecektir.
POZİTİVİZM SONRASI BİLGİ FELSEFESİ
Böyle bir anlayışta, bilimsel bilginin öğrenciye evrenin değişmez yasaları gibi ezberletilmesinin bir anlamı yoktur.Aksine, öğrenci bu doğrular arasında kendi doğrusunu bulmayı öğrenebilir.
Pozitivizim sonrası egemen olan anlayışa göre, bilgi toplumsal bir oluşumdur. İnsanlar bilgiyi olduğu gibi almayıp, kendilerine göre anlamlandırırlar. Yani, insanlar kendi bilgilerinin ve doğrularının oluşumunda aktiftirler.Bundan dolayı eğitim, bilginin aktarılması yerine, bilgi üretmeye yönelik olarak düzenlenmelidir. Pozitivist felsefedekinin aksine, tek doğru değil, insanların doğruları vardır.Birey kendi doğrularını yaratmada ve gerçeğe ulaşmada kendine özgü bir yol izler.Bu, onun eşyayı algılama ve yorumlama sürecindeki öznelliğinden kaynaklanır.
Aklın her şeyi açıklayabileceği ve yalın formüller haline getirebileceği savı, yerini gerçekliğin karmaşık ve evrende düzensizliğin düzen olduğu anlayışına terk etmiştir. Bugün evrendeki düzenin aklın sınırlarını aştığı, her şeyin akılcı yaklaşımla anlaşılamayacağı yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bundan dolayı “büyük söylemler ve büyük kuramlar” ve “ tek doğruya dayalı egemenci perspektif”, yerini özne merkezli çoğulcu bir yönelime terk etmektedir. Bu yeni perpektifte yeknesallık değil farklılık ve zıtlıklar daha belirleyicidir. Pozitivist bilim anlayışının bilginin bütünlüğünü dışladığı, yerine faydacılığı ve indirgemeciliği baş tacı ettiği düşünülmektedir.
Bu anlayış, eğitimde ezberciliğin içini boşaltmış; anlamsız ve faydasız bir uğraşı haline getirmiştir.Bilimsel bilgi mutlak gerçekliği yansıtmıyorsa, mevcut bilimsel bilginin yeni kuşaklara ezberletilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Eldeki bilgi elbette yeni kuşaklara aktarılacaktır; onların kendi bilgilerini üretmeleri için
Pozitivist bilgi felsefesi 8.sayfa son paragraf
Bilgilenme, bir otoritenin sahip olduğu bilgiyi onu isteyenlere veya bu bilgiyi yüklenmek zorunda olanlara aktarma sürecidir
Önsöz 4. paragraf
Ezberci eğitim sadece gercek öğrenmeyi engellememekle kalmamakta; öğrencinin bireyselliğini yok etmekte, özgün düşünceyi sınırlamakta ve yerleşik düşünme kalıbına uymayan yeni verilerin değerlendirilmesini engellemektedir.
Önsöz 6. paragraf
İnsanların, genetik yapıları ve çevresel etkiler sonucu sahip oldukları farklı düşünme tarzına bağlı olarak her insanın öğrenme ihtiyacının da farklı olabileceği.